Chic Life

Sepet

ANNE FRANK` IN HATIRA DEFTERİ

“Günlük tutmak benim gibi biri için tuhaf bir duygu. Yalnızca daha önce hiç yazmadığımdan değil. İleride ben de dahil hiç kimse on üç yaşında bir kızın içinden geçenlerle ilgilenmeyecekmiş gibi geliyor. Fakat aslında bunun hiçbir önemi yok, ben yazmak ve daha da önemlisi kalbimden geçen bir sürü şeyi ortaya dökmek istiyorum.” diye ifade ediyor kendisini Anne Frank.

The Guardian`ın “Tüm zamanların en önemli kitaplarından biri” olarak bahsettiği “Anne Frank`ın Hatıra Defteri” günümüzde 60’tan fazla dile çevrildi ve tüm dünyada binlerce ortaokul ve lisenin müfredatına alınarak okutuldu. Anne Frank`ın Hatıra Defteri, on üç yaşındaki küçük bir kızın ikinci dünya savaşının ortasında çaresizce, umudunu kaybetmemeye çalışarak yaşadığı zor ve acı günlerin, sessiz haykırışlarının kelimelere dökülerek en yakın dostu olan günlüğü Kitty`le paylaştıklarından bahsediyor.

“İnsan ruhu ne kadar yüce de  yaptıkları ne kadar aşağılık!”

Anne Frank beş yaşına kadar Frankfurt` ta annesi, babası ve ablası ile birlikte bir apartman dairesinde yaşadılar. Nazilerin 1933’te iktidara gelmesinin ardından diğer Yahudi aileler gibi Frank ailesi de Almanya`dan kaçarak, Hollanda’nın Amsterdam kentine yerleştiler. Almanların Mayıs 1940’ta Amsterdam’ı işgal etmesi üzerine Frank`ların yaşamları tekrar tehlike ile karşı karşıya kaldı. Alman yetkilileri ve onların Hollandalı işbirlikçileri Temmuz 1942’de tüm Yahudileri Hollanda’dan Alman işgali altındaki Polonya’da bulunan ölüm kamplarına sürmeye başladı. Bir gece yarısı sanki birden bire kaçmışlar izlenimi vermek için odaları dağınık olarak bırakıp evlerinden ayrıldılar.

“… kanatları koparılmış, kötü bir karanlık içinde, başım kafesin tellerine çarpan bir kuş gibi dolanıp duruyorum.”

 “…ne bir kuş sesi geliyor dışardan ne başka bir ses. Ağır bir sessizlik.  Hani bu ölüm sessizliği beni sarıp sarmalayıp içine çekip götürecek gibi geliyor kimi zaman.”

“… yemin ederim ki, her şeye rağmen dayanacağım, yolumu bulacağım, gözümün yaşını silip her şeye dayanacağım. Keşke bütün bu ça­balarımın sonucunu şu kadarcık olsun görebilsem, ara­da bir keşke beni seven biri yüreklendirse beni.”

“Hepimiz yaşıyoruz ama ne için olduğunu bilmeden…”

“…çünkü ancak cesaretle büyük korkularımıza, yokluklara ve acılara dayanabiliriz.”

“…umudumuzu, direnme aşkımızı diri tutan radyonun o bü­yülü sesi oluyor. “Üzülmeyin,” diyor, “sıkı durun; iyi günler ileridedir.”

1942 Temmuz ayının ilk yarısına kadar iki yıl boyunca Anne ve ailesi yanlarında başka bir Yahudi aile ve bir diş hekimi ile birlikte babası Otto Frank’ın şirketinin arka tarafında bulunan gizli bir dairede ses çıkarmadan, camları bile çoğu zaman açmadan saklandılar. Aile dostları ve iş arkadaşları kendi hayatlarını büyük tehlikeye atarak Frank`lerin ihtiyaçlarını karşılıyorlardı.

Ne yaparsam yapayım diğerlerini, gidenleri düşünmekten kendimi alamıyorum. Bir şeye güldüğüm zaman ürkerek hemen duruyor, neşemin utanç verici olduğunu düşünüyorum. Peki ama bütün gün ağlamalı mıyım? Hayır, bunu yapamam, bu iç sıkıntısı mutlaka bir gün geçecektir.”

Anne Frank yaşına göre çok olgundu. Çevresinde yaşanan acımasızlıklara rağmen çok güzel bir kalbi vardı. Kendisi ve ailesi güvende olsa da geride kalanları, yakalananları hiç aklından çıkaramıyordu.

“Kim bilir belki istedi­ğimden çok yalnız kalacağım gün uzakta değildir.”

“Hiç değilse bir gece gözyaşlarıyla yastığımı sırsıklam etmeden uyuyabileyim! Bırakın beni gideyim! Siz­den, burdan ayrı bir yere! En iyisi dünyadan gideyim! “

“Ağır ağır ölmektense bir anda ortadan kalkmak daha iyi…”

Kimliği belirsiz bir Hollandalının ihbarı üzerine tek suçları Yahudi olarak doğmak olan gizli ev halkı 4 Ağustos 1944’te Gestapo (Alman Gizli Servisi Polisi), tarafından tutuklandılar. Tutuklanan sekiz kişi, Auschwitz’e giden bir trene bindirildiler. Genç oldukları için çalışmak üzere seçildiklerinden Anne ve ablası, 1944 Ekim ayı sonlarına doğru Kuzey Almanya’daki Bergen-Belsen toplama kampına gönderildi.

“Öz­lem içindeyim, konuşma özlemi içinde, özgürlük özle­mi içinde.”

“Çoğu insan gibi boşa yaşamış olmak istemiyorum.”

Anne ve ablası 1945 Mart’ında İngiliz birliklerin kampı özgürlüğe kavuşturmasından sadece birkaç hafta önce kamplarda yaşanan hijyen problemleri nedeniyle yaşanan tifo salgınından öldüler. Anne’in annesi 1945’te, Ocak ayının başlarında Auschwitz’de öldü. Anne’in babası Otto ise savaştan tek sağ kurtulan kişi.

Anne Frank Holokost’ta hayatını kaybeden, sayıları bir milyonu aşkın Yahudi çocuktan sadece biri.  O, savaş esnasında yaşadığı karanlık günlerin geçeceğini her zaman umut etti, bekledi. Ağladı, üzüldü ama dik durmaya güçlü olmaya çalıştı. Hayalleri vardı gazeteci olacaktı. Arka evde hep okudu ve çalıştı. Okumak onların en büyük eğlencesiydi. O diğer kadınlar gibi olmayacaktı. Annesi gibi bir anne de olmayacaktı. Ama olmadı. Her şeyi yarım kaldı. Günlüğü gibi…

Anne Frank’ın günlüğü ile esaret altında olmanın insan ruhunda (hele de bir çocuğunkinde) açtığı yaralara şahit oluyor insan. Dünya var olduğundan beri esareti yaşayıp da anlatamayanların da sesisin sen.

 Sevgili Anne Frank teşekkür ederim sana. Hissettiklerini, kaygılarını, özlemlerini, bekleyişlerini ve bitmeyen umutlarını yazdığın için.  Bir teşekkürde sana sevgili Miep Gies. Sadece Frank ailesinin saklanmasına yardım etmenin dışında Anne Frank`ın günlüğünü saklayıp günümüze ulaşmasını sağladığın için.

Holokost’ta hayatını kaybeden insanların yarım kalan hayatlarının sembolü hâline gelen, Anne Frank`ın Hatıra Defterini herkesin mutlaka okumasını tavsiye ederim.

Aynur Güner

Uzman Psikolojik Danışman