Duygularımızı doğru bir şekilde ifade edebiliyor muyuz?..
Yaptığım her grup çalışmasında katılımcılarıma;
Neden burdasınız? sorusunun yerine, ‘‘NASIL burdasınız?’’ sorusunu soruyorum.
Zihin bu soruyu duyduğunda biraz bocalıyor. Nasıl yani…
Hemen sonrasında zihin genel cevapları vermeye başlıyor. “İyiyim’’, “mutluyum”, “şükür”, “mutsuzum”, “kötüyüm” gibi… Ben bu cevapları da kabul etmiyorum ve sormaya devam ediyorum. Nasıl iyisin, nasıl mutsuzsun?.. Şimdi şu anda nasılsın? Benim için önemli olan bunun cevabı… Gelen cevaplar genelden özele içimizdeki hali, durumu hissetmemizi sağlıyor ve ifadeler değişmeye başlıyor. Kaygılıyım, kızgınım, hüzünlüyüm, şüpheci, keyifli, meraklı…
Ne kadar net cevap verirsek bu soruya, o kadar fazla farkındalık geliştiririz yaşama…
Zihne ‘‘NEDEN’’ diye sorduğunuzda size hep geçmişte yaşadığınız olayları, durumları, anıları, travmaları getirir.
Ancak ‘‘NASIL’’ sorusunu sorduğunuzda size andaki ve gelecekteki olasılıkları verir.
Buna en güzel örnek; beynimizi Google gibi düşünürsek, ki çalışma sistemi beynimizin işleyiş sistemi modellenerek oluşturulmuştur. Google’a grip oldum, neden? Yazarsanız size yüzlerce grip olmanızın nedenlerini sıralar. Soğuk aldın, soğuk içtin, ceyranda kaldın, hava değişimi, mikrop kaptın vs. vs…
Oysa ki yine Google’a grip oldum, nasıl geçer? Yazarsanız size yüzlerce çözüm önerisi sıralar. Aynı işlemi zihnimiz de yapıyor.
Herhangi bir durum içindeyken, bu olumsuz bir halde olabilir, bir sorgu içinde de olabilirsiniz, bir karar sürecinde de olabilirsiniz. Hatta üzgün, acılı, çaresiz bile olabilirsiniz. Durumunuzu net tespit ettiğinizde, “Neden bu hal? yerine, Nasıl bu halden? çıkabilirim sorusuyla hem kolektif, hem de zihniniz sürecinizi bambaşka bir akış içinde size sunacaktır.
Arada durun ve kendinize “Nasılsın?’’ sorusunu sorun olur mu:)
Bir sonraki yazımda görüşmek üzere,
Sevgiyle kalın.
Filiz Köseoğlu
