Doğada yetişen yapraklar, yemişler, tohumlar, dallar gibi tüm malzemeler ve çiçekler saf güzelliği ve duyguları ifade etmek üzere insanlığın bilinen en eski tarihlerinden bu yana sosyal hayatta önemli bir yer bulmuştur. Arkeolojik kayıtlara göre Antik Mısır Uygarlığı MÖ 2500’lerden itibaren çiçekler, meyveler ve yaprakları sepet, vazo ya da tabak gibi objelerde bir araya getiriyorlardı. Bilinen ilk buket ise yine Mısırlılar tarafından dini ve resmî törenler, önemli insanların cenazeleri ve zengin insanların hediye olarak sunmaları için yaratılan meşale şeklinde, dalları hiç görünmeden üst üste dizilen çiçeklerden oluşmaktaydı. Bu buketlerin en önemli özellikleri en üstte merkeze kutsal sayılan lotus çiçeğinin yerleştirilmesiydi. Lotus çiçeği ortasındaki sarı stemeni ve etrafındaki petalleri nedeniyle güneş tanrısı Ra’yı sembolize etmekteydi.
Akdeniz bölgesinin bilinen en eski uygarlıkları olan Antik Yunan ve Roma İmparatorlukları’nda da dekoratif amaçlı kullanmak üzere çiçek yetiştirilmekteydi. Mısırlı’lardan farklı olarak bu uygarlıklarda çiçekler objeler içerisinde değil çelenk ve garland tarzında tasarlanmaktaydı. Bu tarz aranjmanlarda çiçeklerin haricinde, farklı meşe yaprakları, yemişleri, defne, sarmaşık ve zeytin yaprakları da mutlaka kullanılırdı. Özellikle defne yapraklarından oluşturulan taçlar olimpiyat oyunlarında ve askeri zaferlerde sık sık görülürdü.
Eski Roma İmparatorluğu’nda ise güller çok büyük önem taşıyordu. ‘Gül Saati’ olarak adlandırdıkları davetlerde mekânın tüm yerini, davetin önem derecesine göre bazen 30 cm yüksekliğe varacak kadar gül yaprakları ile döşemek en ünlü geleneklerden birisiydi. İngilizce’de ‘gizlilik içerisinde’ anlamına gelen ‘sub rosa’ terimi ise o dönemlerde gizli kalması gereken toplantılar için hazırlanan beyaz gül çelenklerinin toplantının gerçekleştirileceği mekanın tavanına asılması geleneğinden beri kullanılmaktadır. İlerleyen dönemlerde Yunanlılar’dan biraz farklı olarak Romalılar Mısırlı’lar gibi objeler kullanmaya başlayarak abartılı çiçek tasarımları ortaya koymuşlardır.
Bizans dönemi antik dönem klasik çiçek tasarımının son noktası sayılabilir. Roma İmparatorluğu’ndan aldıkları kültürel mirasla çiçek aranjmanlarında meyve kullanımına da ağırlık vererek aynı o dönemlerdeki kadar ihtişamlı tasarımlar ortaya koymuşlardır. Vazolara küçük bir ayak ekleyerek aranjmanların boylarını uzatmış, tasarımlarında simetriye özen göstererek masal dünyası olarak adlandırılabilecek kadar etkileyici sahneler yaratmışlardır.
Oldukça karanlık bir dönem olan orta çağda ise çiçeklerle uğraşabilen tek zümre kilise bahçelerinde yabani çiçek yetiştirebilen Avrupalı rahiplerdi. Başlıca çiçek tasarımları kiliseler için yapılan çelenkler, garlandlar ve vazo aranjmanlarıydı. Tarihçiler orta çağ dönemindeki çiçek tasarımına ait bilgileri özellikle İran halılarından ve o döneme ait türlü dokumalardan elde etmiş ve diğer dönemlerden farklı olarak çiçekler için klasik vazo yerine matara olarak adlandırılan seramik Çin şişelerinin kullanıldığını gözlemlemişlerdir.
İtalya’da başlayan Rönesans dönemi bugünkü ‘Avrupa Çiçek Tasarımı’nın başlangıcı sayılabilir. Bu dönemde insanlar çok çeşitli çiçekleri yine çok büyük ve ağır vazolarda tasarlamış, metrelerce uzunluktaki meyve ve çiçeklerle dolu garlandları kilise kubbelerini ve yüksek duvarları dekore etmek için kullanmışlardır. Parlak ve kontrast yaratan renklerin, üçlü renk kombinasyonlarının kullanılması yine bu döneme ait bulgulardan. Rönesans Dönemi’nin çiçek mirasımıza kazandırdığı bir diğer önemli katkı ise, Rönesans ressamı Luca Della Robbia’nın popülerleştirdiği meyve, çiçek ve kozalaklardan oluşan klasik Noel çelengidir.
Rönesans’ı takip eden Barok ve Flaman dönemde çiçek tasarımı henüz resmi olarak tanınan bir sanat dalı olmadığından çiçek tasarım stillerini belirleyen ressamlar olmuştur. Çiçek tasarımını Barok döneme uyarlayan ünlü İtalyan sanatçı Michelangelo olmuştur. Bütün bir kompozisyon yaratabilmek için resmettiği çiçek aranjmanlarına kuşlar, kelebekler ve yelpazeler gibi farklı aksesuarlar ilave etmiştir. Tasarımlardaki estetik özgürlüğe rağmen bu dönemde iki önemli aranjman formu gelişmiştir; C (Curved “kavisli”) ve S (Hogarth). Kavisli form tahmin edilemeyecek ölçüde çok çiçek kullanımına rağmen oldukça ince ve zarif bir görüntü ortaya çıkarmaktadır. Michelangelo’nun eserleri ve öğretileri Avrupa’ya yayılırken özellikle Flaman kültürüne çok etki ederek Flaman olarak adlandırılacak sanat ve çiçek tasarım tarzını yaratmıştır. Flaman tasarımcıların çiçek kompozisyonları oldukça şaşaalı, renkli ve çiçeklerle dopdolu olmasına rağmen belli bir orantı duygusuyla oldukça derli toplu ve güzel görünmekteydi.
İngiltere’de Georgian döneminde çiçeklerin formlarından çok işlevsellikleri önemliydi ve bu nedenle çiçekler sadece kokularından faydalanılmak üzere bir araya getirilmiş demetlerdi. Adını İngiltere Kraliçesi Victoria’dan alan Viktorya döneminde ise çiçekler üst sınıf zümrenin zenginliklerini gösterebilmek için partilerinde, ev dekorasyonlarında genellikle oval ya da yuvarlak formda tasarlanan aşırı gösterişli, abartılı ve parlak renklerin kullanıldığı tasarımlarda kullanılmaktaydı. Bu dönem aynı zamanda resmi çiçek tasarım kurallarının oluşturulmaya başlandığı ve çiçeklerin her birinin bir duyguyu çağrıştırdığının, kısacası çiçeklerin bir dilinin olduğunun konuşulduğu yıllardı.
Flaman ve İngiltere bölgelerinin yanısıra 1600 ve 1785 yılları arasında aynı zamanda Fransa’da da sanat ve dolayısıyla çiçek tasarımında Barok ve Rokoko dönemleri yaşanıyordu. Flaman coğrafyasının aksine çiçek tasarım prensipleri ressamlar tarafından değil renk ve çiçek boyutları kullanımıyla daha feminen bir algı yaratmak isteyen politikacılar tarafından belirleniyordu. Fransız Barok dönemde çiçek tasarımında süslü budama sanatı ile odak noktası olmayan simetrik tasarımlar görülmeye başlamıştı. Aranjmanlar daha kırılgan, gündelik ve hassas görünümlüydü. Dönemin yumuşak, kavisli ve zarif tasarımlarına ithafen, kaya ve deniz kabuğu kelimelerinin birleşmesinden türetilmiş Rokoko sözcüğüyle anılan dönemde ise çiçek tasarımları ağırlıklı hilal şeklinde, daha açık ve havadar tarzda, feminen renkler ile yaratılmaktaydı.
Avrupa’da çiçek tasarım tarihi oluşurken dünyanın başka bir bölgesinde, Amerika’da, da çiçek tasarımları; 1620’li yıllardan 1920’li yıllara kadar kendi içerisinde ‘Erken Amerikan Dönemi’, ‘The Colonial Williamsburg Dönemi’, ‘Federal Dönem’, ‘Amerikan Viktoryen Dönem’ gibi sanatsal dönemler içerisinde yer bulmaktaydı.
1800’lü yılların ikinci yarısından itibaren Avrupa sanat dünyasında Romantik akım başlamıştı ve çiçek tasarımlarının farklı türleri yaygın kullanılmaya başlanarak oldukça talep görmekteydiler. Bu dönem aynı zamanda tüm Avrupa kıtasında şık çiçek dükkanlarının da açılmaya başlandığı bir dönemdi. Çiçeklerin güzelliklerinin yanı sıra ifade edilmek istenen duygunun karşılığı olan çiçeklerin kullanılması çok önemliydi.
1900’lü yılların başlarına gelindiğinde şehirlere yerleşen ve zenginleşen halkın doğaya olan özlemlerini gidermek amacıyla çiçek aranjmanlarının evlerde sıklıkla yer bulması nedeniyle çiçek dükkanlarının sayısı hızla artmıştır. Objeler içerisindeki aranjmanların yanısıra el buketleri de oldukça popülerleşmiştir. Bu dönem aynı zamanda Avrupa’da resmi çiçek eğitimlerinin, çiçek tasarım showlarının ve yarışmalarının başladığı bir dönemdir.
1956 yılında Oasis markası tarafından çiçek süngerinin icadı bir devrim niteliğinde olsa da sadece kullanılan teknikleri etkilemiştir. Tasarım ve yaratılmak istenen ifade 1960’lı yılların sonu, 1970’li yılların başına kadar aynı kalmıştır. Bu yıllara kadar bahsi geçen çiçek tasarımlarının çoğu dekoratif olarak adlandırılır. 1970’lerden itibaren ise ‘formal linear’ (formsal ve çizgisel) ve ‘vegetative’ (doğadaki gibi) gibi yeni tasarım stilleri geliştirilmiştir.
1980’li ve 1990’lı yıllarda ise özellikle Almanya’da çiçek tasarımlarında dallar, çalı çırpılar, değişik doğal dokular ve teller gibi bir takım farklı malzemeler kullanılmaya başlanarak daha şeffaf, çok yönlü ve dinamik görünen, zanaat ağırlıklı tasarımlar yaratılmaktaydı.
2000’li yıllara gelindiğinde çiçek aranjmanları var olan çok çeşitli aksesuarlar ve objeler sayesinde daha bireysel bir yaklaşımla kişiye özel olarak tasarlanabilmektedir. Önceki dönemlerin aksine tasarımın stilinden çok ifade edilmek istenen duyguya ve ifadeye konsantre olmak artık çok daha önemli. Bunu başarabilmek için kullanılacak teknikleri iyi bilmek ve uygulayabilmek çok önemli. Bugünün dünyasında göze çarpan, akılda kalan ve güçlü ifadesi olan tasarımlar yaratmak için vazgeçilmez kuralın doğru malzemeleri, objeleri, çiçekleri en uygun tekniklerle, belli başlı prensipler çerçevesinde bir araya getirmek olduğunu belirtmek gerekir.
Teknolojinin hızlı gelişim ile oluşan sanal dünya düzeninde çiçeklerin doğanın saf güzelliğini, kendi gibi olmanın hafifliğini hatırlatan varlıklarıyla insanlara kendilerini iyi hissettirebilecek önemli varlıklar olduklarına her geçen gün daha çok inanıyorum. Doğaya ve en gösterişli eseri olan çiçeklere daha yakından bakarak küçük gibi görünen büyük mucizelere şahit olduğunuz sağlıklı ve güzel günleriniz olması dileğiyle…
